->

Sinema Yazarları Derneği (SİYAD), kuruluşunun 40. yılında sinema dünyasında tartışmaların merkezine oturdu. Yumurta’yı en iyi film seçen derneğin üyeleri topa tutuldu, bunun karşılığında eleştirmen Tuna Erdem: ‘bütçeye göre mi ödül verilecek’ diyerek sitemde bulundu. Peki tartışmaların odağınaki SİYAD nasıl bir dernek, üyeler nasıl seçiliyor, SİYAD üyeleri boş zamanlarına neler yapıyor?..
SİYAD ÖDÜLLERİNDE OYLAMA SÜRECİ NASIL İŞLİYOR?
-Yıllık film seçimleri iki turlu sistemle yapılıyor. Birinci turda her üye her dalda sıralı olarak en az bir, en fazla beş tercih yapıyor; birinci 7, ikinci 5, üçüncü 3, dördüncü 2, beşinci 1 puan almış oluyor üyeden. Bütün oy pusulaları yönetim kurulunda toplanıyor, oylar sayıldıktan sonra her dalda en çok oy almış beş aday açıklanıyor…
-İkinci turda her üye her dalda beş aday içinden üçünü yine sıralı olarak yazmak zorunda, bir ya da iki tercih yapanların oy pusulaları geçersiz sayılıyor. Birinci 4, ikinci 2, üçüncü ise 1 puan alıyor her üyeden. Yine yönetim kurulunda toplanan oylar sayılıyor, ödül törenine kadar sonuçları yalnızca yönetim kurulu üyeleri biliyor. SİYAD üyelerinin oylarının geçerli sayılabilmesi için seçim toplantısına kendisinin gelmesi gerekiyor; telefon, faks, e-mail ya da başka bir üye aracılığıyla gönderilen oy pusulaları geçersiz sayılıyor.
12 EYLÜL ÖNCESİ VE SONRASI DİYE İKİYE AYRILABİLİR Mİ?
1977′de kurulup 12 Eylül 1980′de kapatılan ilk SİYAD için politik, 1993′ten bu yana var olan bugünkü SİYAD içinse apolitik demek yanlış. 12 Eylül sonrası depolitizasyondan nasibini almasına karşın, üyelerin sinema sanatına dair görüşlerinin yanı sıra politik görüşlerini de özgürce dillendirebildikleri bir platform olmayı başardı SİYAD.
ÜYE OLMANIN MADDİ BEDELİ NE?
SİYAD üyeliğine kabulün ardından alınan giriş ödentisi 25 YTL. Yıllık ödenti ise 100 YTL. Onursal üyeler bu ödentiden muaf.
SİYAD ÜYELERİ BOŞ ZAMANLARINDA NE YAPAR?
-SİYAD’ın erkek üyeleri, çok anormal hava şartları veya film festivalleri araya girmediği sürece her pazartesi akşamı buluşup halı saha maçı yapıyorlar. Maçlar bugünlerde Beşiktaş Fulya Tesisleri’nde, akşam yemeğinden sonra, 22.30 sularında düzenleniyor. Yeni haftaya mücadeleci bir ruhla başlayan eleştirmenlerin maç geleneği yıllardır devam ediyor. SİYAD’ın halı saha maçlarına en çok ilgi gösteren futbolsever eleştirmenler şunlar: Murat Özer, Cüneyt Cebenoyan, Burçin S. Yalçın, Uğur Vardan, Talip Ertürk, Berke Göl, Murat Emir Eren, Deniz Yavuz, Fırat Yücel, Nadir Öperli, Rıza Kıraç.
-Bir süredir Çin Halk Cumhuriyeti’nde bulunan Tunca Arslan, kalecilik performansıyla golcü eleştirmenlerin en büyük düşmanıydı ve ülkeye dönüş yaptıktan sonra yine kaleci olarak maçlara çıkacak.
- SİYAD’ın halı saha maçlarının ilk döneminde Radikal gazetesi fotoğrafçısı Muhsin Akgün de sık sık sahaya çıkıyor, arada fotoğraflar da çekiyordu. İlk dönem SİYAD maçlarında Bağış Erten, İbrahim Altınsay gibi Radikal gazetesinin spor sayfalarından isimler de sahalarda boy gösteriyordu.
NASIL SİYAD ÜYESİ OLUNUR?
Yazılı, elektronik veya görsel basında en az iki yıl sinema yazarlığı yapmış üye adaylarının, derneğin yönetim kuruluna bir dilekçe ve yazılarını kapsayan bir dosyayla başvurmalarıyla süreç başlıyor. Bu başvuruda en az iki yılını doldurmuş iki SİYAD üyesinin de referansı isteniyor. Bu aşamadan sonra Yönetim Kurulu, üye adayının dosyasını SİYAD Üye Takibi Kurulu’na (Deniz Yavuz, Uğur Vardan, Cem Altınsaray, Cumhur Canbazoğlu) gönderiyor. İncelemeler sonucunda yönetim kurulu ‘üyeliğe kabul’, ‘üyeliği bekletme’ ya da ‘üyeliği red’ kararlarından birini alıp üye adayına bildiriyor.
SİYAD YÖNETİCİLERİ ÜYELERİ NASIL SEÇİYOR?
Bir yayın organında iki yıl yazmış olmak, SİYAD üyesi olmak için tek kriter değil. SİYAD Üye Takibi Kurulu, üye adayının yazılarını bir editör titizliğiyle inceliyor, ’sinema yazarlığının asgari gereklerini’ yerine getirecek yeterlilikte olup olmadığını ölçüyor, gerekirse adayla görüşüyor. Adayın sinema yazarlığının devamlılık içeriyor olması, geleceğe dönük sinema yazarlığı hedefleri de etkili oluyor bu aşamada.
YAŞ ORTALAMASI KAÇ?
1928-1959 yılları arasında doğmuş üyelerin sayısı 15, 1960-1972 yılları arasında doğmuş üyelerin sayısı 27, 1973-1983 yılları arasında doğmuş üyelerin sayısı 28. SİYAD üyelerinin yaş ortalaması yaklaşık 29.
* Sinematek Derneği, Yeni Sinema dergisi çevresinde ilk defa eleştirmenleri bir araya topladı ve ‘yılın filmleri’ni seçtirmeye başladı. 1967′de yapılan seçime bir avuç eleştirmen katılmıştı.
* Yeni Sinema dergisi kapanınca Sinematek de eski gücünü yitirdi. Buna rağmen yılın filmleri seçilmeye devam ediyordu.
* 1977 yılında Sinema Yazarları Derneği kuruldu. Saklambaç, SES gibi dergilerden yazarların da kabul edildiği derneğin ilk başta 50 üyesi vardı.
* SİYAD’ın yönetim kurulu toplantıları bugünkü Megavizyon binasında (eski Lale sinemasında) yapılıyordu.
* SİYAD’ın ilk olağan genel kurulu 12 Ağustos 1979′da yapıldı. Atilla Dorsay yeniden genel başkanlığa seçildi, yönetim kurulunda Kami Suveren, Turan Aksoy, Turhan Gürkan ve Münir Emre vardı.
* 12 Eylül 1980′de SİYAD kapatıldı. Her tür dernekleşme ve örgütlenmeye karşı olan darbecilerin kapattığı SİYAD, 1993 yılının mayıs ayında yeniden kuruldu.
* Yeni SİYAD’ın ilk yönetim kurulunda Atilla Dorsay, Necati Sönmez, Saim Yavuz, Turgut Yasalar, Vecdi Sayar, Agah Özgüç ve Kami Suveren bulunuyordu.
* 1999 yılının ocak ayında bir araya gelen SİYAD üyeleri, artık seçtikleri filmlerin ödüllerini bir törenle dağıtmaya karar verdiler. 14 Ocak 1999′da ilk SİYAD ödül gecesi düzenlendi.
12 Eylül’den biz de nasibimizi aldık
ATİLLA DORSAY YAZDI..
“Aslında SİYAD’ın direkt olarak siyasal ve politize bir örgüt olmasını kendi adıma pek istemedim. Çünkü bu öyle bir alandır ki, bir kere girdiğinizde bir daha çıkamazsınız. Her vesileyle, her olay için sizden görüş istenir, bildiri beklenir. Ve bunların giderek daha sert ve keskin olması beklentisi doğar. Sinema elbette siyaset dışı değildir ve olamaz, ama örgüt düzeyinde bu işe fazla bulaşmak, bana çok yararlı gelmemişti. Sinemanın kendi içinde tartışacak, çözüm aranacak öyle çok sorunu vardı ki… Hâlâ da var zaten! Ancak bugün geriye, 70′li yıllara baktığımızda, yapıp edemediklerimiz vardı da, siyasallık açısından çok geride kaldığımızı sanmıyorum. Örneğin 1979 yılında hemen tüm ödüllerimizi alan Sürü ve onun ödül gecesi, son derece politikti ve ülkede olup biteni biz de ödüllerimize ve geceye yansıtmıştık. 12 Eylül’de biz de kapatıldık, malum. Bu çok geniş boyutlu bir olaydı, biz de nasibimizi aldık. Ancak, herkes, hepimiz 70′lerin aşırı politize ortamı nedeniyle birer ‘yorgun savaşçı’ gibiydik, galiba bu zoraki depolitizasyon olayını pek yadırgamadık. Gerçi ben kendi adıma başta Aydınlar Bildirisi’ne imza koymak, kimi önemli bulduğum girişimlere katıldım. Ama, örgüt olarak mevcut değildik. Ancak 90′ların ortalarında yeniden örgütlenebildik. Ama zaten 12 Eylül’ün etkileri geniş ölçüde ortadan kalkmıştı. Günümüzde ne kadar politize olup olmayacağımıza ise artık yeni yöneticiler karar verecek.
Senaristler gibi biz de ‘Hayır’ demeliyiz!
TUNA ERDEM’İN İSYANI..
SİYAD ikinci başkanı Tuna Erdem’in, 9 Mart günkü Radikal 2′de çıkan “Vurun abalıya” başlıklı yazısından. “Para ödülü içermeyen SİYAD ödüleri, sürekli paradan söz edilerek eleştiriliyor. Bu eğilimin şahikasını Beyaz Melek’in yapımcısı Murat Tokat oluşturuyor. ‘En iyi müzik ödülünü verdikleri filmin tamamına harcanan parayla biz sadece filmimizin müziğini yaptık’, ‘Yumurta gibi filmlerin bütçeleri belli. Bizimkiler 3-4 milyon dolarlık filmler. Böyle filmlerin SİYAD’dan daha çok destek görmesi lazım’ gibi bütçe ile başarıyı dolaysız eşitlemeye yönelik beyanlarda bulunan Tokat, SİYAD’ı ne zannediyor bilmiyorum. Açıkçası filmin bütçesi ne kadar büyükse, filme o kadar destek çıkmayı şiar edinecek bir kurum ne mene bir kurumdur tahmin bile edemiyorum. Bıraktım sinema yazarlarının biraraya gelmesiyle oluşan bir kurumu, yapımcıların oluşturdukları bir kurumun bile böyle bir tavrı olacağını sanmıyorum. SİYAD, kanımca, Oscar’ları örnek alan ödül törenlerine harcadığı emeği, bu yıl Oscar’ların bile iptal edilmesini sağlayacak gücü olduğunu kanıtlayan yazar örgütlerini örnek almaya harcasa ve mesleğini karşılıksız icra etmeye topluca hayır dese, Türk sineması için daha hayırlı olacak gibi gözüküyor.”
Sevilmeyenler olmaya alıştık artık
SİYAD BAŞKANI MURAT ÖZER:..
-Son tartışmalardan sonra siz de Tuna Erdem gibi ‘Hollywood’lu senaristler gibi grev yapsak da biz olmadan ne oluyor görsünler!’ diye düşündünüz mü?
-Böyle bir şey düşünmedik, düşünsek de uygulama alanının olmadığını biliyoruz Türkiye’de. Aslında tartışmalar bizi rahatsız etmedi, ’sevilmeyenler’ olmaya alıştık, alıştırıldık. SİYAD’ı hedef alan eleştirilerin genç üyelerimiz üzerinden yapılması üzdü bizi. Öte yandan bizden sekiz ödül alan Yumurta ekibi de doya doya yaşayamadı bu keyfi.
-’Eleştirmenler mızmızdır, huysuz entelektüellerdir’ gibi bir denklem mi kuruluyor? Bu söylemin sorumlusu kim?
-Aydın kimliğine sahip olmanın bir eleştiri malzemesi olarak sunulması bir miktar abesle iştigal gibi geliyor bana. Sinema yazarının böylesi bir kimlikle sinema sanatına yaklaşması ise bu işin olmazsa olmazı. Bu yakıştırmaların sorumlusu, sinemayı bir sanat olarak benimseyip seven biz SİYAD üyeleriyiz herhalde!
-Bir film eleştirmeninin sadakati sinema sanatına mı, çevresindeki sinema sanatçılarına mı olmalı?
-Kesinlikle sinema sanatına tabii… Sinema, sanatçısıyla var olmasına karşın, bir bütünü değerlendiren ve ona âşık olan bizler, bir sanatçıyı çıkışlarında nasıl alkışlayabiliyorsak, inişlerinde de yermekten geri durmamalıyız. Sinema sanatıyla yapışık ikizler gibi bir ilişki sürdürürken, sanatçılarla aramızdaki mesafeyi ‘nesnellik’ adına korumalıyız diye düşünüyorum.
-SİYAD’a girmeden önce sizin SİYAD hakkındaki fikriniz neydi? Girince nasıl değişti? Şimdi nasıl?
-Ben SİYAD’a gelmeden önce SİYAD yoktu, derneğin kuruluşundan bu yana üyesiyim. Sorunuzu başkanlık süreciyle ilişkilendirirsek, üç dönem Yönetim Kurulu’nda görev aldıktan sonra başkanlığa seçildiğimi, dolayısıyla SİYAD hakkında fazlasıyla bilgi sahibi olduğumu söyleyebilirim. 1993′teki kuruluşundan bu yana çok tartışılsa da saygınlığını korumayı başaran bir dernek olduğunu düşünüyorum SİYAD’ın. Üç buçuk aylık yeni yönetim döneminde ise üyelerin daha katılımcı olması adına bazı yenilikleri gündeme getirdik, bunun meyvelerini de hızla alıyoruz. Önümüzdeki yıllarda bunun ‘SİYAD ruhu’ diyebileceğimiz bir kavramla örtüşeceğini ve şimdilik bir ‘meslek’ olarak kabul görmeyen sinema yazarlığının bu anlamda da büyük adımlar atacağını öngörüyorum.
-Ekşi Sözlük’ün kurucusu Sedat Kapanoğlu geçen hafta bir röportajda Türkiye’de eleştiri kültürünün olmadığından yakınıyordu, bunun acısını en çok eleştirmenler olarak siz hissediyor olmalısınız.
-Evet, böyle bir sıkıntı ne yazık ki var ülkemizde. Yalnızca film eleştirisinde değil, eleştirinin bütün alanlarında bu durum söz konusu. Hem eleştirenler hem de eleştirilenler için bir ‘olgunlaşma’ sürecinin başlamasını umuyorum. Geç kalınmış olsa da, giderek kültürel erozyona teslim olmaya doğru giden ülkemizin, eleştiri kurumunun vazgeçilmezliğini de görmesini bekliyorum. Umut ediyorum en azından!
Kaynak: Sabah.com.tr