“Beni Unutma” dizisiyle ve “Mevzuhal” adlı programla ekrana gelen Zuhal Olcay kendisini örnek alanlar için “Bir imaja özeniyorlar ama o imajı, o imaj yapan şartların ne olduğu konusunda çok fazla bilgileri var mı acaba, çok merak ediyorum” diyor

Bir süreden beri perşembe akşamları “Beni Unutma” dizisiyle TRT 1, “Mevzuhal” adlı yapımla tv8 ekranında sevenlerinin karşısına çıkan Zuhal Olcay’la “Cafe Sohbeti” yapmak için Fenerbahçe’deki Cafe Romantika’da buluştuk. Masamıza sipariş için gelen şef garson, “Hoş geldiniz. Dizinizi büyük bir keyifle izliyoruz” dedi ama Olcay buna inanmadı. Çünkü güneş gözlüklerinin onun kim olduğunu ele vermeyeceğini düşünüyordu.Adam, “tv8’deki ‘Mevzuhal’ programınızı da kaçırmadan takip ediyorum” deyip, ikinci komplimanını da yaptı ama Olcay’ın neşesi yerine gelecek gibi değildi.

Çünkü ciddi bir gribal enfeksiyon geçiriyordu. Olcay, “Vallahi hiç günümde değilim. Hasta olunca kendimi hep böyle hissediyorum” dedi. Ne zaman ki söyleşi bitti, teyp kapandı işte o andan itibaren Zuhal Olcay açıldı. Olcay, teyp açıkken bana karşı bir açık verip yarın başını ağrıtacak bir şeyler söylememek için kendini bir hayli kastığını da hatta oynadığını itiraf etti. Olcay, “Sana söz, bir dahiki söyleşide oynamayacağım” derken de oynuyor muydu, işte onu kestiremedim.

Ayla, Leyla, Şirin, Simten, Halide Edip, Seniha, Şükran, Zeynep, Elif, Lerzan, Gül, Sebahat, Müjgan, Donna, Nancy, Nina ve İrma isimleri size neyi hatırlatıyor?

-Nereden buldunuz bu isimleri, helal olsun valla… Oynadığım bütün roller. Ben bile bir kerede bu kadar hızlı sayamam bunları…

Bunlardan biri göbek adınız olsaydı hangisi olurdu?

-Zeynep Kamil Hastanesi’nde doğduğum için Zeynep demişler ama nüfus kağıdımda yok. Birini seçmem gerekseydi Şeyma’yı seçerdim. Gecenin Öteki Yüzü filminden. Ya da Seniha’yı.

Vallahi bir o yok. Resmi sitenizde sinemadan 14, tiyatrodan 6 ödül aldığınız yazılı. Ama öte yandan 14 TV dizisinde oynadınız, ama ödül sayısı sıfır. Hiç mi ödül almadınız dizi oyunculuğundan, yoksa aldınız da yazmaya değer mi bulmuyorsunuz onları?

-Siteye koymadım, evet… Aldım birkaç tane ama vallahi yani… İşte bak bunları söylemeye utanıyorum. Unutmuşum herhalde koymayı.

Bu da dünyaya bakışınızı ortaya koyan bir ölçü olsa gerek. Ama öte yandan da sizin CV’nize koymaya değer bulmadığınız ödülleri size veriyorlar. Bu da biraz şey değil mi?“

-Burnu havada” gibi mi?

Bence evet…

-Hayır değil. Ayrıca “Hangi ödüllerdi onlar?” deseniz, hatırlamıyorum o daha da bir rezalet…

Televizyon branşında ödüller genellikle seyircilerden gelen oylarla belirleniyor. Birkaç sinema yazarı ya da seçkinin kararını, milyonların kararından daha değerlidir” diyorsanız o başka.

-Kavga etmeye geldik, anlaşıldı… (Gülüyor) Pekala. Gayet ciddi konuşacağım, anlaşıldı. Tabii ki, halkın ödülleriyle geldik bugünlere. Ama halkın ödülleri bir yere kadar. Sen eğer çalışmıyorsan, sen eğer işini iyi yapmıyorsan, oyun kapandığında salon alkıştan yıkılıyorken o yaptığın işten memnun değilsen, ne o alkışların bir önemi var, ne de halkın verdiği ödüllerin. Ben şuna inanıyorum, sakın ukalalık olarak almayın. Ben işimi iyi yapıyorsam eğer, insanlar zaten onu beğenecektir. Ama önce benim işimi en iyi şekilde yapmam lazım.
TV ödüllerine gelince, televizyon tabii ki, kitlelerle ilişkimizi sağlaması anlamında en azından tiyatroda yaptığın işlere insanların ilgisini çekme adına, çok önemli. Ama “Televizyonda sanat yapılır mı?” diye sorarsanız, buna yanıtım biraz soru işareti olacaktır. Çünkü televizyon hazır yemek, hamburger. Hamburgerle, şefin 1001 eziyetle, bilgiyle ve emekle hazırladığı bir şeyi bir tutamazsınız.

Sizce “Abide-i mükemmeliyet” ne demek?

-Mükemmellik abidesi her halde. Ekşi Sözlük’te benim için demişler, onu gördünüz, biliyorum. (Gülüyor) Abartmışlar biraz, sağ olsunlar… Hiç kimse mükemmel değildir aslında

Türkiye’deki genç oyuncuların çoğu, “En beğendiğiniz oyuncu kim?” diye sorulduğunda kızlar, “Zuhal Olcay”, erkekler “Haluk Bilginer” diyor. Bu durum size ekstra bir sorumluluk yüklüyor mu ya da sizi daha bir seçici olmaya zorluyor mu?

-Hiçbir şeye zorlamıyor. Hatta size itiraf edeyim, gereğinden fazla seçici olduğumu düşünüyorum, işim konusunda. Bunu tamamen kendim istediğim için yapıyorum.
Örnek alanlara gelince: Çok enteresan şeyler de yaşıyorum. Örnek alan isimlerin kaç tanesi beni tiyatro sahnesinde izlemiştir, emin değilim. Bir imaja özeniyorlar ama o imajı, o imaj yapan şartların ne olduğu konusunda çok fazla bilgileri var mı acaba, çok merak ediyorum.
Ne kadar çok çalıştığımı, gün geldiğinde çok parlak, parası yüksek bir teklife ilkelerim nedeniyle hayır dediğimi biliyorlar mı? Mesela şöyle şeyler yaşıyorum provalarda. “Zuhal Hanım, size bayılıyoruz. Biz konservatuvar öğrencisiyiz, sizin gibi olmak istiyoruz” diyorlar. Provalarım başlıyor, haftada üç gün. Bak burada Tilbe Saran var, burada Zuhal Olcay var, yönetmen Işıl Kasapoğlu var ve bir oyun çalışıyorlar. İşin mutfağı yani. Haftada üç gün gelin, provaları izleyin. Çay getirin, çay götürün, izleyin, notlar alın. Bir gün geliyorlar, iki gün geliyorlar, üçüncü gün yoklar.

Her şeyi ama hemen istiyorlar. Daha pratik bir yolu yok mu bunun?

-Yahu Allah aşkına beni delirtmeyin. Düşünsenize İngiltere’de Helen Mirren’la Michael Gambon prova yapıyorlar, Bu yaşımda gider bir hafta yatarım kapıda. Beni örnek alanlar sağ olsunlar. Her zaman gururlanıyorum tabii…

Matrak bir yanım da var

Eskiden her an ağlayacakmış gibi duran bir kadındı Zuhal Olcay. Son zamanlarda bakıyoruz.

-Coştu… (Gülüyor)

Evet, ciddi bir değişim var. Yüzü gülen, göğüs dekoltesi bile veren bir Zuhal Olcay var.

-Dekolteler hep vardı da siz görmüyordunuz. (Gülüyor) Ben öyle düşünmüyorum, ama benim çok matrak bir tarafım da var. O makasa geçmek istemiyorum röportajın sağlığı açısından. Ne de siz öyle röportajlar yapıyorsunuz. Yoksa şimdi o matrak tarafım boşayın kocaları, vurun kendinizi yollara derdim…
Evliliğim boyunca da bu konulardan dolayı hiç kendimi baskı altında hissettiğimi söyleyemem. Çok ciddi bir haksızlık olur bu. Aman açık giyinmeyeyim, aman göğüs dekoltem olmasın, kocam var, evliyim, öyle şeyler hiç yok. Tam tersi rolüm ne gerektiriyorsa onu yaptığımı, özel hayatımda da hiçbir şeyi gözetmediğimi görürdünüz. Vücut ölçülerim elverdiği sürece sırt dekoltesi de giyebilirim, göğüs dekolteli bir kıyafet de… Yaş kemale erdikçe estetik açıdan biraz daha dikkatli olmak kaydıyla tabii.

O cesaret bende yok

İyi ki yapmışım dediğiniz nedir?

-İyi ki İzmir Devlet Tiyatrosu’nda çocuğumu doğurmuş otururken rahmetli Okan Uysaler’in sinema filmi teklifine evet demişim. Bugüne gelmişsem o çok tarihi, kilit bir andır o… Üç saniye durdum, oynarım dedim. Hakikaten o andır…

Kaç defa öyle anlık karar verdiniz?

-İkincisi de Devlet Tiyatroları’ndan istifa etmemdir. O da iyi bir karardı. Ona da bir anda verdim. Diğer önemli kararlarımı en az bir gece düşünmüşümdür.

Keşke yapmasaydım dediğiniz neler var?

-Samimi bir şey söyleyeyim mi? Bu sorunun yanıtını verecek kadar cesur değilim.

Mutlaka yapmalıyım diyebileceğiniz?

-İnşallah dünyada gösterilecek çok güzel bir filmde, çok iyi bir yönetmenle güzel bir rolde oynasam… Çok isterim bunu.

10 ismin çağrıştırdıkları

Ceren Olcay : Canım
Uğur Polat : Çok sevdiğim bir insan
Bülent Ortaçgil : İyi ki tanımışım
Oktay Kaynarca : Çılgın
Ahmet Hakan : Arkadaşım
R.Tayyip Erdoğan : Uzak
Sezen Aksu : Yakın
Haluk Bilginer : Çok uzak
Selçuk Yöntem : Sınıf arkadaşım
Ertuğrul Günay : Kültür Bakanı. Geçen hafta Moskova’daydık

Haberin Kaynağı: milliyet.com.tr - Ali Eyüboğlu / Cafe Sohbetleri