“Türk Sinemasında Kürtler” adlı bir kitap çıktı., ‘Davaro’, ‘Salako’, ‘Bilo’ gibi karakterlerle başlayan Kürtlerin sinemadaki serüveninin Baran’la (Eşkıya) nasıl zirveye çıktığını anlatıyor…

Kürtler, ilk defa Atıf Yılmaz ve Hüseyin Peyda ile beyazperdede görünür. Yılmaz Güney’in “Yol” filmi, Kürt sineması için bir dönüm noktası olarak kabul edilir. Erden Kıral’ın “Hakkari’de Bir Mevsim” adlı filmi, Kürtleri köy bağlamında anlatan ilk film olarak tarihe geçer. İşçi filmlerinde ise Kürtler pek belirgin değildir. Sinan Çetin’in 1980′de çektiği “Bir Günün Hikâyesi”nde geleneksel Kürt hayatı karşımıza çıkar. 90′lı yıllarda Kürt edebiyatından iki eser sinemaya uyarlanır: Siyabend û Xecê ve Mem û Zîn. Kürt kimliğini vurgulayan filmler dönemi ise 2000′lerde başlar. “Türk sinemasında Kürtler”in ne zaman, nasıl ve ne şekilde işlendiğine dair, bu ve buna benzer daha birçok ayrıntı var. Bunların hepsini Müslüm Yücel’in yeni kitabı “Türk Sinemasında Kürtler”den okuyoruz. Eğer Türk sineması ayrıntılı bir şekilde irdelenirse iz bırakan çok sayıda film karakterlerinin Kürt olduğu görülür. Züğürt Ağa, Eşkıya, Keje, Dünya, Kibar Feyzo, Ali Nazik, Çiçek Abbas, Bilo, Davaro bunlardan bazıları. Kemal Sunal, Şener Şen ve İlyas Salman Kürt tiplemelerini oynayan oyuncuların başında geliyor. Yücel, Şener Şen’i bu oyuncular arasında farklı bir şekilde konumlandırıyor: Çünkü en şen Kürt; Şener Şen. Kötüyü de oynasa oyun gücüyle sevimli hale gelebiliyor Şener Şen. Yücel, Kürtlerin Türk sinemasındaki seyrini Atıf Yılmaz, Yılmaz Güney, Zeki Ökten, Şerif Gören, Bilge Olgaç, Yavuz Turgul gibi yönetmenlerin filmografileri üzerinden anlatıyor. Özellikle Güney, Gören, Ökten ve Olgaç’ın 1980′li yılların karanlığında Türk sineması içinde kalarak Kürtleri anlattıklarını ifade ediyor. 90′larda ve 2000′lerde Kürt filmlerinin yapılmasında bu dört yönetmenin payının büyük olduğundan bahsediyor. Yavuz Turgul’un Gönül Yarası, Uğur Yücel’in Yazı Tura’sı, Yeşim Ustaoğlu’nun Güneşe Yolculuk ve Handan İpekçi’nin Büyük Adam Küçük Aşk filmlerinde ise Kürtler çok daha farklı çıkıyor sinema izleyicisinin karşısına. 1970′li yıllardan 2000′lere kadar ya inşaat işçisi, kapıcı veya Güneydoğulu ağa rollerinde beyazperdeye yansıdılar. Kürt kimliğini vurgulayan filmler dönemi 2000′de başladı. Yücel, bu dört filmi, ‘Türkiye sinemasındaki Kürt olgusunun işlenişi ve içine girilen değişimi göstermesi açısından not edilmeye değer’ buluyor.

Salako’dan Baran’a…

Züğürt Ağa: Siyasilerin sırtını sıvazladığı, köylülerin enayi yerine koyduğu, şeyhin sömürmek istediği, karısının hep sırtını yere getirmek istediği bir ağadır. Züğürt Ağa’nın yürüyüşü, aşkı, ata binişi, babasıyla ilişkisi tek kelimeyle güzeldir. Züğürt Ağa tipik ağa tanımıdır ve tanımda ağanın evrimi vardır.

Ali Nazik: Ali Nazik 1950′li yıllarda köyde doğmuş, Urfa kent merkezinde büyümüş bir ailenin çocuğudur. İlkokulda Türkçe bilmez, Türkçe bilmediği için öğretmenlerinden dayak yer. Herkesin beş yılda bitirdiği ilkokulu, yedi yılda bitirir; iki yıl dil payı vardır, Türkçe öğrenir. Ortaokulda sesi kalınlaşır, yüzü sivilce dolar.

Salako: Salako karakteri, biten bir eşkıyalığın nasıl sürdüğünü ifade eden bir simgedir Türk sinemasında. Bulaşık yıkar, gözü hep üsttekinin yanında, onun aklını çelmekle meşguldür.

Eşkıya (Baran): Biten bir eşkıyalık ve biten bir kültürün son karesini temsil eder Baran. Hem aşkta hem de hayatta; en büyük kazancın ne kaybettiğini bilmenin önemini anlatır. “Kurt da, kuş da bizdendir” diyen bir Doğu bilgesi gibidir. Baran, Kejê’ye âşık eski bir eşkıyadır, söz adamıdır, sözün gücüne ve sözün büyüsüne inanır, onu yaşatan verdiği ve aldığı sözlerdir.

Kaynak: Televizyon Gazetesi